Logoyu Buraya Ekleyin
Skip Navigation Links
   
İRŞADIN DAHA ETKİLİ OLMASI İÇİN NE YAPILABİLİR?
VAİZLER VE KULLANDIKLARI METODLAR
Saygıdeğer Başkan, Saygıdeğer Üyeler!
Sözlerime başlamadan önce hepinizi sevgi ve saygı ile selâmlarken, Birinci İslâm Şûrası'nın Ankara'da toplanmasına imkân sağlayan T.C. Hükümet yetkililerine ve toplantıyı organize eden Diyanet İşleri Başkanlığı personeline minnet ve şükran duygularımı arz etmek isterim.
Sayın Şûra Üyeleri!
Son ilâhi dinin meşalesini Avrupa ortalarına kadar ulaştırmak sûretiyle Osmanlı İmparatoruğu'nun sancaktarlığını yapan fatihlerin torunları olarak biz, Doğu Kuzey Yunanistan'ın Batı Trakya bölgesinde kalan Müslüman Türkler'in hür iradesiyle seçilmiş müftüler sıfatıyla bu toplantıya katılmış bulunuyoruz.
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra dağılan Osmanlı İmparatorluğu'nun enkazı üzerinde Yunanistan Sınırları içinde azınlık olarak bırakılmış olan Batı Trakya Müslüman Türk Toplumu'nda çağımızın gerçeklerine uygun kurumlaşmış dinî bir teşkilâtın olmayışını peşinen üzülerek belirtmek zorundayım.
Bu eksikliğimizin sebeplerini, tarihî olayların akışı içinde kısaca açıklamanın yararlı olacağına inanıyorum. Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Balkan Savaşları'nda mağlup olan Osmanlı İmparatorluğu, Hıristiyan uluslara terk etmek zorunda kaldığı topraklar üzerinde kalan İslâm Cemaatleri'nin dinî ve sosyal haklarını, taraf ülkelerle akdedilen çeşitli antlaşmalarla güvence altına almıştır. Bu amaçla Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan ve 14 Kasım 1913'te imzalanan Atina Antlaşması, Yunanistan'daki Müslümanların dinî hürriyetlerini tam bir güvence altına almıştır. Bu antlaşmanın 11. maddesinde, ülke içinde görevli müftülerin yapacağı bir genel kurul toplantısında bir baş müftü seçilmesi ve müftülerin de seçmen Müslümanların oylarıyla göreve getirilmesiyle, bilginleri yetiştirecek özel bir öğretim kurumunun açılması hükme bağlanmış ve İslâm Vakıfları'nın yönetimi de, Müslümanlar tarafından seçilecek cemaat heyetlerinin yetkisine bırakılmıştır. Zamanın Yunan Hükümeti, adı geçen antlaşma hükümlerini, 1920 tarihinde kabul ettiği 2345 sayılı kanunla iç hukuk sisteminin kapsamına almıştır. 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması'yla da Yunanistan'daki varlığımız uluslararası hukuk sisteminin bölünmez bir parçası haline gelmiştir. Ancak ondan sonraki Yunan Hükümetleri, Batı Trakya Müslüman Türk Toplumu'na bu yasal hakların hiç birinden yararlanma fırsatı vermemişleridir. Yalnız müftülük makamları münhal kaldıkça, yetkili din adamlarımızın ve önderlerimizin tavsiye ettikleri din adamlarını müftü olarak tayin etmekte müsamahakâr davranmışlardır. Atina Antlaşması'na ve 2345 sayılı kanunun 12.maddesine göre 1950-1963 yılları arasında yapılan Evkaf İdare Heyetleri(Cemaat) seçimlerinin yapılmasına izin vermekle Yunan idarecilerin de geçici bir iyi niyet emaresi gözlenmiştir. Bundan sonraki 30 yıllık dönemde Yunanlı idarecilerimiz her alanda olduğu gibi, dinî alanda da antlaşmaların ve kanunların öngördüğü haklarımızı vermemekte katı bir tavır takınmışlardır ve hiçbir esneklik göstermemişlerdir.
Son otuz yıl içinde vakıflarımız, Yunan Hükümetleri tarafından tayin edilen ehliyetsiz kimselerin idaresine bırakılmıştır. 1985 yılında vefat eden Gümülcine Müftüsü'nün yerine, keyfî bir kararla Meço Cemali tayin edilmiş ve Müslümanların tepkisinden korkulduğu için polis kordonu altında Müftülüğe getirilmiştir. Meço Cemali'nin keyfî tayinine karşı verilen beş yıllık yasal mücadelemiz sonuç vermeyince, yirmi kişiden oluşan Vaaz ve İrşat Heyetimiz, kendi içinden seçtiği üç aday, 28 Aralık 1990 Cuma günü Cuma namazından sonra bütün camilerimizde Müslüman kardeşlerimizin açık oyuna sunulmuştur. Bendeniz bu seçimde en çok oyla Seçilmiş Gümülcine Müftüsü sıfatıyla aranızda bulunuyorum.
Yine 1990 yılı Şubat Ayı'nda İskeçe Müftüsü'nün vefatından sonra Naib olarak bir müddet görev yapan değerli meslektaşım Mehmet Emin Aga, Ağustos 1990'da, camilerde gerçekleştirilen açık oylama ile İskeçe Müftüsü seçilmiştir. Sayın Mehmet Emin Aga da bu sıfatla aramızda bulunmaktadır. Ancak Yunanistan Meclisi, bütün antlaşmaları hiçe sayarak 2345 sayılı yasayı iptal etmiş, bu yasanın yerine müftü tayinini Hıristiyan valilerin takdirine bırakan antidemoktarik bir yasa kabul etmiştir. Tarafımızdan kabul edilmesi mümkün olmayan bu yasaya göre Ağustos 1991'de İskeçe Müftülüğü'ne bir tayin yapılmıştır. Değerli Meslektaşım Sayın Mehmet Emin Aga, Yunanistan'ın asimilasyon politikasına alet olan kukla müftüye müftülük makamını devretmeyi reddedince, Yunan polisleri tarafından dövülerek müftülük makamından atılmış ve yerine kukla müftü Mehmet Emin Şinikoğlu oturtulmuştur. Bu müessif hadiseye tepki olarak kadın-erkek, genç-yaşlı 2000 din kardeşimiz feci bir şekilde dövülmüş ve pek çokları da yaralanmıştır. Dimetoka'da bulunan üçüncü müftülüğümüz de tayinli bir kukla müftünün idaresindedir.
Bugün üç müftülüğümüz ve bütün vakıflarımız, bizi asimile etmeye yönelik uygulamalarda ısrarlı olan Hıristiyan idarecilerimizin himayesine sığınmış, hiçbir temsili sıfatları bulunmayan kukla müftülerin işgali altındadır. İskeçe Müftüsü Sayın Mehmet Emin Aga ve Gümülcine Müftüsü olarak bendeniz ise Batı Trakya'daki Müslüman Türk Cemaati'nin hür iradesiyle seçilmiş müftüler sıfatıyla aranızda bulunuyoruz.
Sayın Şûra Üyeleri!
Uzak ve yakın geçmişte genel görünümünü kısaca açıkladığım toplumumuzun her döneminde Vaaz ve İrşad çalışmaları devam etmiştir. 1970 öncesinde, yalnız Cuma Günleri ve Ramazan Ayı'na münhasır olan irşat, 1970'ten sonra bütün camilerimizi kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Çünkü, biraz önce açıkladığım sebepler yüzünden Batı Trakya'da yüksek din eğitimi yapan bir müessesenin olmayışı, bazı gençlerimizi çeşitli İslâm Ülkeleri'ne gidip yüksek din öğrenimi yapmak zorunda bırakmıştır. 1970'ten sonra Batı Trakya'ya dönmeye başlayan yüksek din tahsili görmüş kardeşlerimiz, merhum müftülerimizin etrafında toplanarak Vaaz ve İrşad Heyetini oluşturmuşlardır. Bu heyet, 150.000 Müslüman-Türk nüfusun yaşadığı Batı Trakya'da, 300 kadar yerleşim biriminde bulunan 350 camide plânlı ve programlı irşat çalışmaları yapmaktadır.
Vaaz ve İrşad Heyeti, Batı Trakya'da 15 kadar camiyi merkez seçerek haftada iki defa vaaz irşadda bulunmaktadır. Bir ay öncesinden gönderilen program uyarınca gruplar halinde köylere giden vaizlerimiz, yatsı namazından sonra vaaz etmektedirler. Bu vaazlara gençler ve camilerin ayrı bölümlerinde kadınlar da katılmaktadır. Ayrıca kış gecelerinde, köy kahvehanelerinde tertiplenen çay sohbetlerinde sorulu-cevaplı dinî konuşmalar yapılmaktadır. Bu çalışmaları daha kapsamlı ve verimli hale getirmek amacıyla camilerin yanında gençlik odaları açılmıştır. Bu odalarda vaizlerimizin yaptıkları konuşmalar son derece verimli olmaktadır. Bu şekilde gençlerimiz hem içki, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklara sapmaktan kurtarılmakta hem de dinî bilgilerle aydınlatılmaktadır. Ayrıca gençlik odalarında gençler arasındaki sosyal, kültürel ve ekonomik dayanışma duygularının gelişmesine özen gösterilmektedir.
Vaaz ve İrşad Heyeti, 1980 yılından itibaren sayıları 25 civarında olan formasyonlu din adamının katılımıyla programlarını daha da genişleterek Hakka Davet ismi altında dinî bir mecmua yayınlamaya başlamış ve yazılı irşada geçmiştir. Bu çalışmalarımızı daha verimli hale getirmenin çarelerini ararken Vaaz ve İrşad Heyeti çeşitli zorluklarla karşılaşmıştır.
Şöyle ki: 1985-1990 yılları arasında vefat eden Gümülcine, Dimetoka ve İskeçe Müftüleri'nden sonra tayin edilen kukla müftüler, toplumumuz ve adamlarımız tarafından tecrit edilip yalnızlığa itilince, Hıristiyan yöneticilerin tahrikleriyle irşad çalışmalarımızı engellemeye yeltenmişlerdir. 1988 yılında Yunan Polisi, Dedeağaç Merkez Camii'ne vaaz etmek üzere giden vaizlerimizin camiye girmelerine engel olmuş ve "Tayinli müftülerden izin almadığınız müddetçe camide vaaz edemezsiniz." uyarısında bulunmuştur.
Meço Cemali, Hıristiyan yöneticilerin direktifleriyle vaizlerimizin vakıflar bütçesinden aldıkları maaşları kesmiştir. Ayrıca, 25 yıldır Vaaz ve İrşad Heyeti'nin toplantı yeri ve Hakk'a Davet Dergisi'nin dağıtım merkezi olarak kullandığımız Gümülcine Yeni Cami Kütüphanesi'ni boşaltmamız istendi. Anlamsız teklif reddedilince aleyhimize dava açılmış ve kısa zamanda sonuçlanan mahkeme kararıyla bir gece yarısında, seçilmiş müftüye, vaizlere ve dergiye ait bütün eşya çıkarılarak, terk edilmiş bir meyhaneye taşınmıştır.
Yunan yönetimi buna benzer daha birçok baskı yöntemleri kullanmak suretiyle Vaaz ve İrşad Heyeti'ni dağıtıp, kukla müftüler etrafında bir vaizler grubu oluşturmaya çalışmışsa da başarılı olamamıştır. Bu baskıların ardındaki kötü niyeti iyice anlayan vaizlerimiz, seçilmiş müftülerin etrafında daha da kenetlenmişlerdir.
Çeşitli vaatlerle Meço Cemali'nin yanında tutulmak istenen kendini bilmez birkaç kişi vaaz etmek üzere köylere gitmek cüretinde bulunmuşlarsa da ya köy camilerinden kovulmuşlardır veya camilerin içinde yalnız bırakılmışlardır. Son yıllarda, Ramazan Ayı'nda vaaz etmek üzere T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın gönderdiği vaizler, halkımızın terci ettiği kukla müftülerle görüşmedikleri ve seçilmiş müftülerin refakatinde irşad görevi yaptıkları için Yunan yönetimi tarafından sınır dışı edilmişlerdir.
Müftülüklerimiz üzerinde yaptığı haksız uygulamalarda Müslüman Türk Kardeşlerimizin güçlü tepkisini kıramayacağını anlayan Yunan yöneticileri, kanunsuz müftülük yaptıkları gerekçesiyle seçilmiş müftülerimiz aleyhine dava açmış ve duruşma yerini 250 kilometre uzakta bulunan Selanik Şehri'ne atmıştır. 27 Mayıs 1993'te yapılacağı bildirilen duruşma günü, müftülerimize manevî destek olmak amacıyla Selanik'e akın eden ve adliye sarayını dolduran din kardeşlerimizin heyecanından ve vaiz arkadaşlarımızın dinî kıyafetlerinden rahatsız olan yöneticiler, davayı 13 ay sonraya ertelemişlerdir. Bu da Müslümanlara uygulanan değişik bir manevî baskı yöntemidir.
İrşadın Hıristiyanlar arasında azınlık olarak yaşayan Müslümanlara yeterince yararlı olabilmesi için Hıristiyan yöneticilerin azınlık haklarına riayet etmeleri gerekir. Yukarıda kısaca izah ettiğim gibi devlet gücüyle yapılan çeşitli engellemeler ve baskılar içinde verimli bir irşad çalışması yapmak mümkün değildir. İslâm Ülkeleri'nden diplomatik imkânlar çerçevesinde bizlere yardımcı olmalarını hassaten istirham ediyoruz. Takdir edileceği gibi, yaşanılan milletin içinde azınlıkları ayakta tutan önemli faktörlerden biri de dinin öğretilmesi, örf ve adetlerin yaşatılmasıdır. Bunun için din adamları hâl, hareket, tavır ve davranışlarında Kur'an-ı Kerim'in meş'alesini taşıyan gönüllü birer nefer gibi çalışmalı, Resulûllah'ın Hayrunnas menyenfeunnas (insanların hayırlısı insanlara faydalı olandır) prensiplerine daima sadık kalmalıdır. Politik hizipleşmelerden uzak durmak ve hizipler üstü bir kişiliğe sahip olmak çağdaş din adamının en önemli vasfı olmalıdır. Her yaştaki Müslümanların öğretmeni durumunda olan din adamları, İslâm Dünyası'ndaki dinî yayınları takip ederek kendilerini yenilemeli, insanlara şefkat ve sevgi ile yaklaşmanın metotlarını geliştirmelidir. İmkânlar elverdiği nispette modern teknolojiden de yararlanmanın çareleri aranmalı, basın, yayın, video ve teyp gibi modern araçlar, irşadın kapsamına alınmalı ve İslâm Dini bu araçlarla gençlere öğretilmelidir.
İslâm Dini'nin müjdecisi olarak çalışmayı meslek edinen irşad görevlileri, uluslararası alanlarda etkili olacak bir irşad faaliyeti geliştirebildikleri zaman çağın gündemini yakalamış olacaklardır. Böyle bir çalışma zemininde ruhları ve zihinleri harekete geçirip iman ve ahlâkın gücünü işler hale getirecek bir çalışma sistemi, insanlığı süflî meyillerden uzaklaştırıp, ulvî düşünceler etrafında toplayacaktır. Böylece beşeriyetin ulvî duyguları, para, mevki, kin, nefret ve intikam gibi süflî duygulardan arındırılmış olacak, fertler ve cemiyetler de seviye kazanmak imkânı bulacaklardır.
Sayın Başkan! Sayın Şûra Üyeleri!
Burada sözlerimi noktalarken, Birinci İslâm Şurası'ndan elde edilecek sonuçların İslâm Âlemi'ne hayır ve selâmet getirmesini Rabbül Alemin'den niyaz ediyor, hepinizi sevgi, saygı ve hürmetle selâmlıyorum.
                                                                                                   Gümülcine S. Müftüsü
                                                                                                                           İbrahim ŞERİF
Bu haber 3304 defa görüntülenmiştir.
[Geri Dön]
Skip Navigation Links
Şu an 4 kişi online